Okan Bayülgen

26 Ocak 2011 Çarşamba 02:37 Gönderen İ.Özdemir 1 yorum
Bu adam tüm mevcudiyetiyle temsil ettiğini savunduğu herşeyi kirletiyor. Hukuğun izin verdiği kadar anarşist olabiliyorum dedi bu adam yayında yav. Yani şimdi ben buna götümle gülmeyeyim de neye güleyim. Anarşizmi bir kavram olarak kabul etmenin yanı sıra, anarşizmi hukuksal bir eksenle ayırmak -ki şu zamana kadar ayrılmış tüm anarşizm biçimleri safsatadır- apayrı bir komedi. Aslında "anarşizm, anarşist" gibi kavramlar layığıyla anarşist denebilecek kişilerin kabul etmemeleri gereken kavramlardır. Yani bir anarşist "anarşist" yakıştırmasını reddetmelidir. Popülizm ekseninde ekseni tersten gösteriyormuş gibi davranan ancak o eksenin en göbeğinde yer alan bu adam bana göre düsturu olan "anlamak zorundayız" olgusunu bütünsel olarak kavrayamıyor. Dolayısıyla bireylerin doğuşu, baskılanmıi gelişimi ve mecbur bırakıldığı toplumsal aidiyetliğindeki görevleri karşısındaki davranışlarının ve metamorfozunun bütünü Okan Bayülgen için sadece oportünist yaklaşımlardan ibarettir. Kendine "anarşist" kavramını yakıştırabilen bir birey -ki öncelikle bu kavramı reddetmek zorundadır- hala toplumsal fayda sağlamak adına herhangi bir eylem yapıyorsa zaten kavramın tözünü tamamen yitirmiştir. Toplumu belli bir düzleme çıkarmak bir sistem yaratmak olduğu için ve var olan tüm sistemler doğası gereği kötü olduğu için Okan Bayülgen'in "fog the system" peçesi altındaki totaliterizmini gösteriyor. Yeni komikliklerini ve şakalarını heyecanla bekliyoruz.

77

13 Ocak 2011 Perşembe 13:16 Gönderen İ.Özdemir 0 yorum
kargının titrettiği elma ağacının dibindeki gövelekleri süzüyordu ursula. yüzündeki solgun ifade kısa bir süre de olsa yerini derin bir huzura teslim etmişti. kendisini uykunun koynuna salmadan evvel, bedenini bir kez daha odasındaki sallanan sandalyenin kucağına bıraktı. pezevenginden istediği kitaplar hala gelmemişti. memelerinin arasından çıkardı sandığının anahtarını. babası hediye etmişti peyami safa'nın "bir akşamdı" romanını, aldı. tekrar okumaya başladı...
bir kuş ölüsü gizliyordu omuzlarının üstünde. avuçlarında ısıtmaya çalıştıkça soğuyan bedenini karaköy iskelesine vuran dalgalara atışını hatırlıyordu. ne zaman bir cenin olmak istese fetüsten öteye geçemediğini hatırladıkça gözlerinden safran huzmeler eksiliyordu.. burnunu çekip kitabı kapattı "bilekleri kesik bilekleri kesik" diye bir kaç kez söylendikten sonra, hızlıca sallanan sandalyeden kalktı ve odasından dışarı çıktı. koridorda ilerlerken kendi odasının kuzey batısında kalan salona geçip, leyla'nın karşısına dikildi ve "bugün git. bugün gitmelisin." dedi. uzun sarı siyah saçları omuzlarından salınmış, üzerinde siyah bir sütyen ve altında sadece kalçalarını örtecek bir mini etekle leyla, ursula'ya döndü. yüzündeki çaresizlik isli kirpiklerindeki çırpınışlardan akıyordu. hiçbir şey diyemedi...